Türkiye'nin en iyi forumuna hoş geldiniz!

En aktif ve güncel Türkçe foruma kayıt olarak en samimi dostluklara adım atın ve her gün büyüyen forumumuzda yerinizi şimdiden alın. Haydi, ne duruyorsunuz? :)

Aramıza katıl
276
üye
41735
mesaj

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Deepest

Yönetici
Yönetici
Kayıt tarihi
23 Mart 2021
Mesaj
993
Tepkiler
189
Konuyu Başlatan
mevlana-celaleddin-rumi.jpg

Muhammed Celâleddîn-i Rumi ya da kısaca Mevlânâ, 30 Eylül 1207 - 17 Aralık 1273 tarihleri arasında, 13. yüzyılda yaşamış İranlı şair, bilgin, ilahiyatçı ve mutasavvıftır.

Mevlana’nın etkisi tek bir ulus veya etnik kimlikle sınırlı kalmayıp birçok farklı ulusa ulaşmıştır. Manevi mirası İranlılar, Tacikler, Türkler, Yunanlılar, Peştunlar, Orta Asya Müslümanları ve Güney Asya Müslümanları tarafından benimsenmiş ve yedi asırdan fazla bir süredir benimsenmiştir.

Mevlana’nın şiirleri birçok kez dünya çapında onlarca dile çevrilmiş ve zaman zaman çeşitli farklı biçimlere dönüşmüştür. Kıtaları aşan etkisi, onu ABD'de bile "en çok bilinen ve en çok satan şairlerden biri” haline getirdi.

Mevlana’nın Kullandığı Lisan​

Mevlana eserlerini daha çok Farsça yazmıştır, bunun yanında Türkçe, Arapça ve Yunanca kullanmayı nadiren tercih etmiştir. Konya'da yazdığı Mesnevi, Farsça yazılmış en büyük şiirlerden biri olarak kabul edilmiştir.

Eserleri, orijinal halleriyle bugün hala Büyük İran'da ve Farsça konuşulan yerlerde okunuyor. Eserlerinin çevirileri özellikle Türkiye, Azerbaycan, Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Asya'da yaygın olarak rağbet görüyor.

Mevlana’nın Kimliği​

Mevlana, 30 Eylül 1207'de Afganistan sınırları içinde Horasan'ın Belh bölgesine bağlı Vahş kasabasında doğdu. Annesi, Belh Emir Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; Babaannesi Harezmşahlar hanedanından Pers Prensesi Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.

“Âlimlerin sultanı” olarak tanınan babası Muhammed Bahâeddin Veled; Dedesi Ahmed Hatîbî'nin oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Ancak etnik kökeni tartışmalıdır; Fars, Tacik veya Türk olduğuna dair görüşler vardır.

Mevlana, dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh şehrinde öğretmenlik yapan ve Sultan-ül Ulema (Alimlerin Sultanı) olarak tanınan Bahaeddin Veled'in oğludur. Babası Bahaeddin Veled'in vefatından bir yıl sonra Mevlânâ, 1232'de Konya'ya gelen ve kendisine dokuz yıl hizmet eden Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesinden geçmiştir.

Mevlana ve Mesnevi​

Mevlânâ, Mesnevî adlı eserine kendini Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhi adı ile kaydetmiştir. Buradaki Muhammed isimleri babasının ve dedesinin temsilidir, Belh ise doğduğu şehir olan Belh ile ilgilidir. Takma adı Celaleddin'dir.

"Rabbimiz" anlamındaki "Mevlana" unvanının onu tesbih ettiği söylenmiştir. Diğer lakabı Hüdâvendigar ise babası tarafından Mevlânâ'ya iliştirilmiştir ve “sultan” anlamına gelir. Mevlânâ, doğduğu şehre göre Belhi, yaşadığı Anadolu'ya atfen Rumi olarak da anılır. Müderrisliğinden dolayı Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm lakaplarıyla da tanınmıştır.

Mevlana Öğretisi​

Diğer tüm mutasavvıflar gibi Celâleddîn-i Rûmî'nin de temel doktrini, tevhid fikri etrafında şekillenmiştir. Celalettin Rumi, Rabbine olan bağlılığını göz önünde bulundurarak Rabbine olan sevgisiyle ön plana çıkmıştır.

Mevlevi Tarikatı​

Batıda Semazenler olarak bilinen Mevlevi Tarikatı, 13. yüzyılda Mevlana Rumi tarafından kurulmuştur. Düzen hoşgörü, bağışlama ve aydınlanma hakkında eserlerle birlikte anılmıştır. Bugün kültürel bir kardeşlik olarak varlığını sürdürürler. Sema olarak bilinen Mevlevi mezhebinin ritüeli, Müslüman dindarlar tarafından Allah'a dua halinde gerçekleştirilen ciddi bir dini ritüeldir.

Bu ritüelde Mevlevi, sema sırasında ruhun dünyevi bağlardan kurtulduğuna ve ilahi olanla özgürce ve sevinçle iletişim kurabileceğine inanır. Derviş kelime anlamı olarak “kapı” anlamına gelir ve bu maddi dünyadan manevi, semavi dünyaya bir giriş olduğu düşünülür. Semazenler, Osmanlı yüksek kültürünün evriminde önemli bir rol oynadılar.

Belh’te Bahaeddin Veled Etkisi​

Harzemşah hükümdarları Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled'in halk üzerindeki etkisinden her zaman endişe duymuşlardır. İnsanlara karşı son derece iyi olduğu için onlara her zaman anlayabilecekleri yorumlarda bulunmuş ve derslerinde asla felsefeye ilişkin olumlu yorumlar yapmamıştır.

Efsaneye göre Bahaeddin Veled, Harezm hükümdarı Alaeddin Muhammed Tökiş ile yaşanan bir olaydan sonra ülkesini terk etmiştir. Bu olay, bir gün dersinde İslam dininde olmayan bid'atleri ele almakla suçlayarak filozoflara şiddetle karşı çıktığını anlatması üzerine gerçekleşmiştir.

Bahaeddin Veled ve Ailesinin Belh’ten Ayrılışı​

Ünlü filozof Fahrettin Razî, Bahaeddin Veled’in filozof yorumuna çok kızmış ve Muhammed Tökiş'e şikâyet etmiştir. Hükümdar Razi'yi çok sever ve ona özel bir saygı gösterirdi. Ancak kamuoyunun Bahaeddin Veled'e olan ilgi ve saygısı yüzünden kendi yerinden şüphe eden Tökiş, şehrin anahtarlarını Sultanü'l Ulema'ya göndermiştir.

Tökiş, Veled’e yolladığı mektupta bir ülkede iki padişah olamayacağını, kabul ederse askerlerini teslim edip görevden affını isteyerek başka bir ülkeye taşınacağını ifade etmiştir. Ancak Bahaeddin Veled bu teklifi kabul etmeyerek kendisi Belh’ten ayrılmayı tercih etmiştir.

Ferîdüddîn-i Attâr’ın Dahil Olduğu Bölüm​

Ünlü Şeyh Ferîdüddîn-i Attâr, Belh’ten ayrılan Bahaeddin Veled ve ailesini Nişapur şehrinde karşılamıştır. Küçük Celâleddîn'in de dinlediği Attar konuşmaları burada gerçekleşti. Attâr, ünlü kitabı Esrarname'yi Celâleddîn'e hediye etmiş ve onlardan ayrılırken küçük Celaleddin'i kastederek "Bir ırmağın arkasına bir deniz düşmüş" demiştir.

Ayrıca burada Bahaeddin Veled'e, “Umarım oğlun dünya ehlinin gönlünü tutuşturur ve yakın bir zamanda onları yakar.” dediği de iddia edilir.

Bahaeddin Veled’in Ölümü​

Aile Bağdat'ta üç gün kaldı; sonra hac için Arabistan'a döndü. Hac dönüşü Şam'dan Anadolu'ya geçerek Larende'ye (bugünkü Karaman) yerleşti. Burada ise yedi yıl ikâmet ettiler. Bu dönemde on sekiz yaşında iken Celalettin, Semerkantlı Lala Şerafettin'in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Oğulları Mehmet Bahaeddin ve Alaeddin Mehmet Larende'de dünyaya geldi. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat, bir zaman sonra Bahaeddin Veled ve Celâleddin'i Konya'ya yerleştirmeyi kabul etti.

Keykubat onları yolda karşıladı. Altınapa Medresesi'nde misafir etti. Her şeyden önce hükümdar, saray adamları, ordu komutanları, medreseler ve halk Bahaeddin Veled'e büyük bir saygıyla bağlandı ve onun müridi oldu. Bahaeddin Veled 1231 yılında Konya'da vefat etmiş ve Selçuklu Sarayı'nda gül bahçesi denilen yere defnedilmiştir. Hükümdar bir hafta boyunca yastan dolayı tahtına oturmadı. Kırk gün Bahaeddin Veled için yemek dağıtıldı.

Babasının Ölümünden Sonra Mevlana​

Babasının vasiyeti, Selçuklu sultanının emri ve Bahaeddin Veled'in müritlerinin ısrarı, Celâleddîn'in babasının yerini almasını sağlamıştır. Bu süreçte bir yıl ders, hutbe ve fetva verdi. Daha sonra babasının Tebrizli Seyyid Burhaneddin Muhakkik Şems-i Tebrizî ile tanıştı.

Celaleddin'in oğlu Sultan Veled'in İbtidanname adlı kitabında anlattığına göre Burhaneddin Tebrizi, Konya'daki bir toplantıda genç Celaleddin'i o çağın İslami ilimlerinde sınava tabi tutmuş; başarısından sonra, Mevlana’nın bilgin bir kimse olduğunu ancak potansiyelini daha iyi değerlendirebilmek adına babasından devraldığı görevden çekilmesinin gerektiğini ifade etmiştir.

Mevlana ve Şems-i Tebrizi​

Tebrizi’nin uyarısından sonra Celâleddin, 9 yıl Burhaneddin'in müridi oldu ve seyr-û sulûk adında bir tarikat eğitimi aldı. Bu süreçte Mevlana öğrenimini Halep ve Şam medreselerinde tamamlamış, Konya'ya dönerken hocası Tebrizi nezaretinde arka arkaya üç defa ızdırap çekmiş ve her türlü oruca uymaya başlamıştır.

Mevlana’nın Hocası, eğitimin ardından Celaleddin'in isteğinin aksine Konya'dan ayrılarak Kayseri'ye gitti ve 1241'de orada öldü. Mevlana hocasını unutamadı. Kitaplarını ve ders notlarını topladı. “Ne Varsa İçindedir” anlamına gelen Fihi-Ma Fih adlı kitabında hocasından sıkça alıntı yapmıştır.

Aldığı eğitimin sonrasında Mevlana medresede fıkıh ve din ilimleri öğretti, vaaz ve irşadını sürdürdü. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat gibi eserlerini bu süreçte kaleme alan Mevlana; 17 Aralık 1273 tarihinde hayata gözlerini yummuştur.

Mevlana ve Şeb-i Arus​

Mevlana'nın öğretilerine göre insanlar; biri annelerinden, diğeri ise kendi bedenlerinden olmak üzere iki kez doğar. Birincisi gerçek doğum; ikincisi, ruhsal doğumdur. Manevi bir lider tarafından yönlendirilen Mevlevi dervişlerinin, Mevlevilik mensupları olarak Mevlana öğretisinin ilkelerine göre yaşamaları beklenir.

Her 17 Aralık, yani Mevlana'nın ölüm gecesi, dünyanın dört bir yanından binlerce insan Şeb-i Arus'u kutlamak için 13. yüzyıldan kalma muhteşem Mevlana Türbesi'nde toplanır. Şeb-i Arus, yani “Düğün Günü” Mevlana’nın sevgilisi ile, yani ilahi olan ile yeniden birleşmesi olarak nitelendirilir.
 
Top